Körlüğe yol açan 5 neden

Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, dünyada 253 milyon kişinin yaşadığı görme sorunlarının yaklaşık yüzde 80’inin önlenebilir veya tedavi edilebilir

Körlüğe yol açan 5 neden

Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, dünyada 253 milyon kişinin yaşadığı görme sorunlarının yaklaşık yüzde 80’inin önlenebilir veya tedavi edilebilir özellikte olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, göz hastalıkları ve tedavisi konusunda farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekerek, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en sık görülen ilk beş körlük nedenini anlattı.

Katarakt
Yaycıoğlu, kataraktı gözün normalde saydam olan merceğinin saydamlığını kaybetmesi ve sertleşmesi olarak tanımlayarak, “Ortaya çıkmasında yaşlılık en önemli faktör olmasına karşın, travmalar veya bazı göz hastalıkları da neden olabiliyor. Görmede azalma, bulanıklaşma, renklerde soluklaşma, ışık yansımaları, çift görme, gece görmesinde azalma ile kendini gösterebiliyor. Kataraktla ilgili en önemli nokta ise tedavisi mümkün olmasına rağmen halen dünyada pek çok bölgede insanların tedaviye zamanında başvurmaması. Oysa katarakt, düzeltilebilir körlük sebebi olarak ilk sırada yer alıyor. Sorun ortaya çıktığında körlük seviyesine ulaşmadan, görme kaybı yüzde 50’nin altına indiğinde cerrahi olarak kataraktın çıkarılması gerekiyor” dedi.

Glokom
Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, göz içi basıncının yükselmesine bağlı olarak göz sinirlerinde hasar oluşması sonucu ortaya çıkan glokomun, küresel körlük nedenlerinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu belirterek, “Genelde başlangıç aşamasında herhangi bir şikayete yol açmadan sinsice ilerliyor. Zamanla görme alanında daralma şeklinde görme kaybı gelişiyor. Glokom ilerledikçe santral görmenin de gitmesiyle körlük ortaya çıkıyor. Tanı ancak hastaların ayrıntılı göz muayenelerinde göz tansiyonu ölçümü ile görme sinirinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde ileri yardımcı tetkiklerin kullanılması ile konulur. Başlangıçta damla veya lazer tedavisi önerilirken ileri evrelerde cerrahiye başvurulması gerekebilir” ifadelerini kullandı.

Sarı nokta hastalığı
Yaycıoğlu, sarı nokta ismi verilen maküla bölgesinin ayrıntılı görmeyi sağlayan göz sinirlerinin özellikle en yoğun olduğu bölgeyi oluşturduğunu kaydederek, şunları söyledi:
“Yaş ile birlikte bu bölgede sinir tabakalarının düzeni ve dizilimi bozularak aralarında damar oluşumu veya sinirlerde yıpranma gelişebiliyor. Bunun sonucunda kişi baktığı noktayı göremiyor veya lekeli bir cam arkasından bakıyormuş gibi şekilleri bozuk olarak algılıyor. Dünya genelinde körlüğü neden olan üçüncü sorun olan sarı nokta hastalığının kuru ve yaş olarak tabir edilen iki tipi bulunuyor. Kuru tipi daha yavaş bir seyir gösteriyor. Erken evrelerinde saptandığında kişinin diyetinde değişiklikler ya da ağızdan alınan destekleyici vitamin hapları ile kontrol altına alınabiliyor. Ancak yaş tipinde damar oluşumu, sızıntı ve bazen kanama gelişiyor. Bu kişilerde gözün içine damarları kurutma amaçlı iğneler yapılsa da ne yazık ki ileri evrelerinde bozulan hücrelerde yenilenme olamıyor. Hastalığın gelişiminin önlenmesinde sigaradan uzak durmak son derece önem taşıyor.”

Kornea opasiteleri
Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rana Altan Yaycıoğlu, göze görüntünün net girebilmesi için kornea tabakasının saydamlığının çok önem taşıdığını bu saydamlıkta bir bozulma olduğunda görmede azalma meydana geldiğini belirtti.
Prof. Dr. Yaycıoğlu, aralarında trahomun da yer aldığı bakteri, virüs, mantar parazit gibi organizmaların yol açtığı çeşitli enfeksiyonlar, delici veya künt çeşitli travmalar bu tabakanın saydamlığının bozulmasına neden olabildiğini ayrıca, kalıtsal geçişli hastalıklarında bu tabakanın saydamlığını bozup değişen derecelerde görmede kayıp yaşanabildiğini ifade etti.

Diyabetik retinopati
Prof. Dr. Yaycıoğlu, diyabetin uzun dönem komplikasyonlarından biri olan retinopatinin özellikle kan şekeri kontrolünü sağlamayan kişilerde ortaya çıktığını belirterek, “Diyabet zaman içinde hastaların gözün arkasında ışığa hassas olan retina ismi verilen ağ tabakasındaki damarlarda bozulma, sızıntı ve kanamalara yol açıyor. Bu nedenle herhangi bir rahatsızlığı olmasa bile diyabetli kişilerin yılda en az bir kez göz arkasının taranması gerekiyor. Diyabetik retinopati başladıktan sonra da takip aralarının daha da sıklaştırılması önem taşıyor. Kontrollerde gerek görüldüğünde argon lazer ile veya göz içine yapılan iğnelerle tedavi yapılabiliyor. Bazı ileri durumlarda cerrahi uygulamak da gerekebiliyor. Hastalık, zamanında müdahale edilmediğinde göz içinde kanamalara, bant oluşumuna ve yapışıklıklara bağlı olarak çekmeye bağlı göz arkasında yırtıklara da yol açabiliyor” dedi.

8 Ocak 2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz